Yazar - FEHMİ KÖFTEOGLU
Yerel yönetimlerin önemi üzerine hergün herkes bir şeyler söylüyor.
 
Bu kapsamda yerel yönetimlerin turizmdeki yeri ve önemi üzerinde duruluyor.
 
Konuyu son dönemde yaşanan iki olay üzerinden ele alacağız.
 
Bunlardan biri geçtiğimiz günlerde yeni turizm bakanı Mehmet Ersoy’un bir grup gazeteci ile birlikte Güneydoğu’ya yaptığı gezi kapsamında Mardin ve Şunlıurfa, biri de geçen hafta bizim de içinde olduğumuz bir grup basın mensubunun Harput’un BM UNESCO Geçici Dünya Mirası Listesi’ne alınması üzerine belediye başkanının davetlisi olarak gittiğimiz Elazığ’dır.
 
Bakanın Güneydoğu bölgesine gezisi sırasında söylediği ‘Buraları ilk kez görüyorum” gibi skandal açıklamalar ayrı bir yazı konusu.
 
Gezinin bu yazıyı ilgilendiren konusu Habertürk Gazetesi’nden Fatih Altaylı’nın yaşadığı daha sonra köşesine aldığı olaydır.
 
Altaylı o yazısında şöyle diyordu:
                                        *****
Mardin’de ve Urfa’da karşılaştığımız, konuştuğumuz herkes bölgenin kültürel ve tarihi değerlerini gayet iyi biliyor, bunun dünyaya anlatılmasını, tanıtılmasını istiyordu.
 
Buraların bir turistik destinasyon haline gelmesi, özellikle Avrupalı turistlerin buraların ekonomisine katkıda bulunması en büyük arzuları.
 
Ancak zurnanın zırt dediği yer burası.
 
Niye mi?
 
Anlatayım.
 
Mardin’de gece kaldığımız otele döndüğümüzde bütün sıcak altında dolaşmaktan bitap düşmüş vaziyette buz gibi bir bira çekti canım.
 
Sorduğum zaman “Otelimizde alkollü içki satmıyoruz” yanıtı aldım.
 
Urfa’da da durum farklı değil.
 
Böyle bir tercihi yaptığınız zaman “Bize Batılı, bol paralı turist gelsin ve buranın kalkınmasına katkı sağlasın. Kentin gelir düzeyi artsın” diyemezsiniz.
 
Ben “Neyse canım” der geçerim.
 
Alman, Fransız, İngiliz, Amerikalı, Japon geçmez.”
 
                                  ****
Bunca değer bunca güzel şey ve bir saplantı
 
Ne yazık ki aynı durum Elazığ için de geçerli.
 
Şehir sahip olduğu birçok değer yanında bir de Harput Kalesi Birleşmiş Milletler UNESCO Tarihi Miras Geçici Listesine alınmış.
 
Tek başına bu bile Türkiye geneli, şehir özeli ve turizm için önemli kazanım iken yalnız bu özelliği ile bir turizm destinasyonu olabilecekken Mardin, Urfa ve benzeri durumda olan diğer illerdeki gibi, resmi değil ama fiilin alkol yasağının olması, bütün kazanımları kullanılamaz hale getiriyor.
 
Elazığ Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mücahit Yanılmaz Erbakan’ın yerel yönetimlerden sorumlu başkan yardımcılığını yapmış.
 
Sonra Melih Gökçek’in Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde EGO Genel Müdürlüğüne kadar gelmiş.
 
Buralarda edindiği deneyimle daha önce ağabeyinin yaptığı Elazığ  Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına  AKP’den getirilmiş bir kişi.
 
Belediyecilik konusunda deneyimleri ve bu deneyimlerini şehre kazandırması konusunda güzel şeyler yapmış, bu noktadan kutlanacak işleri var.
 
Örneğin Türkiye’nin tek havyan hastanesi kurmuş. Yine Türkiye’de elektrikli otobüsü şehir içi ulaşımında kullanan ilk belediye olmuş.
 
Köpek 'Mekruh' ama hastanesi var
 
Buna benzer başka uygulamaları ile şehircilik konusunda bu güzel şeyleri yapan birinin alkol konusuna gelince ‘Saplantı’ denecek konumda olması ve böyle bir anlayış sergilemesi şaşırtıyor.
 
Belediye Başkanından başka ülkelerden bilim adamlarının hayvan hastanesini görmeye geldiğini, görenlerin de kendilerini kutladığını öğreniyoruz.
 
Oysa İslam inancına göre köpek ‘Mekruh’tur.
 
Mekruh, yapılmaması istenen, hoş görülmeyen, beğenilmeyen şeydir. Bu nedenle köpek beslemek yasaklanmıştır. Hadise göre köpek besleyen kimsenin sevabından her gün bir miktar eksilir."(Buhari, Zebaih, 6; Müslim, Müsakat, 56-58)
 
İslam dininde köpek için bunlar söylenirken Belediye, büyük çoğunluğunu köpeklerin oluşturduğu hayvan hastanesi açmış.
 
Mekruh olduğu halde köpekler için hastane açanların alkol konusundaki yaklaşım ve anlayışları bu konuda bir saplantı olduğunun tipik örneğidir.
 
Bir kişinin dini inancı gereği alkol içmemesine kimse itiraz edemez. Bu onun inancı gereği ve tercihidir. Buna da saygı duyulur.
 
Ama bu kişinin yönettiği şehrin tamamının kendisi gibi olmasını, daha da ötesi şehre gelmesini istediği Müslüman olmayanların da onun gibi olmasını isterse işte o olmaz.
 
Şarap dememek için
 
Bu ‘Olmaz’lığın bir tür saplantı haline geldiğine ilişkin iki örnek verelim.
 
Elazığ’ın sahip olduğu birçok değer ile birlikte üzümleri şarapçılıkta dünya çapında biliniyor.
 
Öyle ki Elazığ üzümlerinden yapılan şaraplar, bu konuda referans alınan Fransa’da bilinen ve önemli şarap evlerinde tercih edilen şaraplardır.
 
Şarap, içenler için keyif verici iken şarabın ana maddesi üzüm yetiştiricileri için gelir kaynağı, o yerlerin tanınmasında etkili bir üründür.
 
Fransa’nın Bordeux bölgesi gibi.
 
Ama Elazığ’da bu yönetim anlayışında şarabın adı bile ağza alınmıyor.
 
Belediye Başkanı Yanılmaz Elazığ ile ilgili bilgi verirken üzümün önemini anlatıp şu kadar üzüm rekoltesine sahip olduklarını bunun şu kadarının sofrada taze üzüm olarak tüketildiğini geri kalanının ‘Sanayi’de kullanıldığını söyledi.
 
Belediye Başkanı şarabın adını anmamak için ‘Üzüm sanayi’ diyor.
 
Bu arada Elazığ’ın 30 kilometre ilerisinde Sivrice’de bir kişinin şarap fabrikası kurduğunu öğrendiğimizde kendi aramızda ‘Kim bu Müslüman mahallesinde salyangoz satan” esprisi yaparak orayı görmek istedik.
 
Ortalık karıştı.
 
‘Belediye başkanının davetlisi olarak gelmiş olanlar nasıl şarap fabrikasına gider, başkan duyarsa çok kötü olur.’
 
Elazığ'ın küçük Toscana'sı
 
Lafa. 'Orası programda yok'tan başlandı.
 
Buradan sonuç alınmayınca 'Oraya' gidilirse başkana şikayet edileceği'ne oradan ‘İhbar’ etme noktasına getirilmesine rağmen görünce ve yapılanları öğrenince “Çılgın” denecek 'Oraya' gidildi.
 
Bu arada şarap fabrikasına gidenlere ‘Oraya’ değil üzüm bağına gidildiğinin söylenmesi şeklinde nazik uyarılarda bulunuldu.
 
ODTÜ’lü Fırat Aral, 100 dönümlük üzüm bağını alıp bu üzümleri işleyeceği şarap tesisi  için son teknoloji makine ve teçhizat ile şarap üretmeye başlamış.
 
‘Eskibağlar’ adıyla ürettiği şaraplar kısa sürede İstanbul’da butik marketlerin aranan markası olmuş.
 
Bu da yetmemiş Elazığ’da bulunduğumuz sürece gördüğümüz tek turist grubu bu fabrikaya gelen otobüste idi.
 
Fırat Aral’dan öğrendik ki buraya günde 5-6 grup geliyor
 
O da bu gruplar için üzüm bağının yanındaki yeri alıp buraya 40 odalı butik bir otel yaptırıyor.
 
Fırat Aral’ın yaptıkları ile o bölge İtalya’nın Toscana’sı olabilir.
 
Bir şehre böyle hizmeti olan birine o şehrin yöneticisi teşekkür etmesi gerekir değil mi.
 
Ama öyle değil.
 
Şarabın adı geçince işler değişiyor.
 
Bırakın teşekkürü yasa gereği belediyenin yapması gereken yolu, Fırat Aral kendi olanakları ile yapıyor. Kullanacağı elektriği kendi olanakları ile sağlıyor.
 
Harput senfonisi
 
Harput’un UNESCO Tarihi Miras Geçici Listesi’ne alınmasında merkezi Ankara’da olan başında eski maliyeci şimdi yeminli mali müşavirlik yapan Mehmet Çağlar ve ekibinin çok emeği var.
 
Konunun Türkiye’de Kültür ve Turizm Bakanlığına götürülmesi oradan Paris’e taşınıp listeye alınması için yürütülen diplomatik ve UNESCO nezdinde çalışmalar takdire değer. Nitekim sonuç da alınmış.
 
Belediyenin bu işin içinde olması da güzel.
 
O kadar güzel şeyler yapmışlar ki Türkiye’de başka örneği var mı bilmem, Elazığ’ın güzel türkülerinden ‘Harput Senfonisi’ yaratmışlar. Bunu 4 kez canlı konser olarak dinlettikten sonra CD haline getrmişler.
 
Böyle güzel şeylerin ve bu güzel şeyleri yapan güzel insanların olduğu bir şehirde alkol konusunun saplantı haline getiren zihniyeti anlamak zor.
 
Son söz
 
Urfa tarihi bilgilere değiştirecek Göbeklitepe’si ile, Elazığ Harbut’u ile İspanya’nın Toledo’su, İtalya’nın Toskana’sı olması için fazlası var eksiği yok
 
Buralarda özellikle yerel yönetimler üzerinden  yapılacak, yerel yöneticilerin yapması gereken  çok iş var
 
Bunlar yapıldığında herkes çok şey kazanır.
 
Bunun için saplantı halindeki zihniyetin değişmesi gerekir.
 
Şanlıurfa Göbeklitepe ile, Mardin Dara ile, Elazığ Harput ile çok iyi tanıtılır, tanıtım işe döner. Bu yolla bölge kalkınır, büyür, gelişir halkın refah düzeyi yükselir.
 
Ama bu ‘Saplantı’ düzeyinde alkol yasağı  anlayışı ile olmaz.
 
Şehrin simgesi  Çayda Çıra Ankara'da var Elazığ'da yok
 
Bu arada Elazığ dendiğinde şehrin simgesi haline gelmiş ‘Çayda Çıra’ gelir değil mi ?
 
Elazığ’a giden burada şehrin ortasında ya da girişinde bir ‘Çayda Çıra’ heykeli anıtı görmek ister.
 
Elazığ’ın simgesi Çayda Çıra anıtı 2011’de belediye tarafından yıkılmış.
 
Şimdi Ankara’da Çankaya Çayda Çıra anıtı var kendi memleketinde yok.
 
Çayda çıra anıtı için para istenmiyor, heykeltraş da bulunmuş. Bu talep yıllardır dile getiriliyor ama yapılmıyor
 
Neden?
 
Öğreniyoruz ki belediye başkanı bunu inancına aykırı, 'Putperestlik' olarak görüyor.
 
Elazığ Harput’u ile İspanya’nın Toledo’su ile, kayakçıların iki göl arasında kayak yapabildiği İsviçre’den sonra ikinci örnek olan Hazar Kayak merkezi ve keşfedilmeyi bekleyen Hazar  Batık Kenti ile turizmde kullanılabilecek çok sayıda değere sahip.
 
Bu varlıkları hakettikleri gibi değerlendirebilmek için ‘Saplantı’ halindeki zihniyetin değişmesi gerekir.

 

 

 

 

 

 

 

( t  u  r  i  z  m  g  a  z  e  t  e  s  i  .  c  o  m )