Yazar - BAHATTİN YÜCEL
Sonunda dönüp dolaşıp aynı yere gelmek; bizim yönetim anlayışımızın -günün moda deyimiyle söylersek- “fıtratında var”.
 
Yıllar önce başlatılan ancak kısa sürede unutulan eski bir kampanyanın ana teması, yeniden gündemde. Bu toprakları tanıtmak için hangi ismin kullanılacağını yeniden tartışıyoruz.
 
Bir zamanlar yurtdışında görev yapmış bürokratların yakındıkları; “hindi” anlamına gelen “Turkey” yerine “Türkiye”nin kullanılmasının ardından uzun zaman geçmedi. Bu kez “Turkish” odaklı ve  “radikal” bir tanıtım kampanyasının başlatılacağını Bakanımız açıkladı. 
 
Anlaşıldığı kadarıyla; (..THY'nin dünyada en yaygın destinasyona uçan, en başarılı tanıtımlar yapan kuruluş olduğunu dile getiren Ersoy, tanıtımın merkezine THY'yi koymayı düşündüklerini açıkladı. ''THY ile ortak uçacağımız destinasyonlarda iş birliği ve aynı politikalarla bir tanıtım yapacağız. Bu hem bütçelerin daha verimli kullanılması hem çok seslilikten aynı hedefe konsantre olmuş tek sesli bir pazarlama anlayışını da yerine getirecek...-Kaynak:Turizm Gazetesi-) önümüzdeki dönem Türkiye’nin Turistik tanıtımının odağında, uluslararası pazarda kullandığı (Turkish) markasıyla THY yer alacak. 
 
Kaynakların veArimli kullanımı, güçlerin birleştirilmesi gibi olumlu sonuç alınmasına odaklandığı öne sürülen bu yaklaşımın nasıl sonuçlanacağını, hep birlikte göreceğiz. 
 
Turizm Gazetesinin haberine göz gezdirdikçe, satır aralarına gizlenme gereği duyulmayan gerçek durum da ortaya çıkıyor. (..Bir gazetecinin; "THY'nin daha önce anlaşmaya yanaşmadığı söyleniyordu, burada nasıl bir süreç yaşandı?" sorusuna Ersoy, "THY ile artık aynı dili konuşuyoruz. Ben de aslında bakan olmadan önce sektör oyuncusuydum. Onların ihtiyaçlarını biliyoruz. Biz devlet olarak THY'ye 'zararına uç' dememeliyiz. Onlar da taşın altına elini koymayı kabul ettiler. Biz de onlara hatların dolu uçması için gereken destekleri vermeyi kabul ettik. Tek başına ulaşım yeterli değil. Öncelikli olarak bölgedeki tanıtıma ağırlık vereceksiniz. İniş yaptıkları noktalarda da 1 aylık turizm için altyapıyı oluşturacaksınız. Biz otelci arkadaşlarla da görüşüp kışın uçan havayollarını destekleyecek yeni bir program hazırlayacağız, bu uçuşları destekleyeceğiz.")
 
Bir zamanlar dünyanın 6.Sırada en fazla sayıda turist ağırlayan ülkesini markalaştırma çalışmalarını, -milli unvanı taşısa da- tek bir havayolunun adıyla gerçekleştirmek, sanırım pazarlama uzmanlarının ilgi alanlarına girer. 
 
İflas eden Swissair ya da bir şehir devletini -Singapur Airlines- başarılı görerek bu riski üstlenenlerin, bir kez daha düşünmeleri gerektiği de ortada.
 
Sayın Bakanın açıklamalarından anlaşılan; THY’yi kendi ülkesinin en fazla turistik talep gören havalimanlarına, yurtdışı tarifeli uçuşlara ikna etmek pek kolay olmamış. 
 
Yaklaşık 20 Milyon dış hat yolcu/yıl kapasiteli bu uçuş noktaları, -nedense- Afrika ya da G. Amerika  Pazarları kadar milli havayolumuzun ilgisini çekmeyi bir türlü başaramıyor.  Bu aşamada kar/zarar ekseninde savunmaya geçilmesine de hiç gerek yok.  Koltuk  / Km başına yapılacak bir fiyat karşılaştırması her şeyi açıklamaya fazlasıyla yeter. 
 
Açıklamanın dikkate alınması gereken bir ya daha var..
 
Başta ağırlıklı olarak Antalya ve Bodrum havaalanlarına gerçekleştirileceği açıklanan bu seferlerde, özellikle Business Class uygulamasına vurgu yapılması, amacı aşan bir özelleştirme (customisation) çabasına girildiği algısını da yaratabilir.
 
Kaldı ki, bu üç havaalanı çevresinde 2.Konut edinmiş, yıl boyu anavatanlarına gidip gelme arzusunda çok sayıda yabancı uyruklu talebi olduğu, bunların tümünün golf oynama alışkanlıklarının bulunmadığı da gözlerden uzak tutulmamalı.
 
Ama asıl unutulmaması gereken ise, Türkiye’nin kısa dönemde hızlı davranarak, Dünya’da yükselen sayısallaşma (digitalisation) gerçeğine göre konumlanmasıdır. Bu süreç; belki henüz iç pazardaki oyuncuları yeteri kadar değil ama hedef pazardaki talebi baş döndüren bir hızla yönlendirmektedir.
 
Salt bu nedenle şimdiden önümüzdeki 5 yıllık dönemde talebin, bireysel seyahat pazarında şekilleneceğini ve tesisler çevresindeki güncel yaşamın, tüketici tercihlerinde etkili olacağını görmeliyiz.
 
Bir süreliğine nitelikli tesislerde sürdürülebilecek konaklama ihtiyacının, kalış uzadıkça çevreye duyulacak ilginin gerisinde kalacağını, bireysel talebin gidilen ülke toplumuyla bir araya gelmeyi özendireceğini de bilmeliyiz.
 
Bu aşamada herhalde anlamsız yasaklamalar, çevreye duyarsızlık, kadın ve çocuklara davranışlar, tarihsel ve arkeolojik değerleri insanlığın ortak mirası gibi değerlendirmek de en az golf müşterisinin Business Class ihtiyacı kadar önemli değil midir?
 
 
 
 

 

( t  u  r  i  z  m  g  a  z  e  t  e  s  i  .  c  o  m )