Yazar - BAHATTİN YÜCEL
İstanbul ve yakın çevresindeki -başta- Bursa ve Yalova; bu sezon Arap turist yoğunluğu yaşıyor. Konuştuğum bazı taksiciler, “onlar da gelmeseler”  bu sene yanmıştık, yorumları yapıyorlar.
 
İstanbul’un –çoğunlukla- Avrupa Yakasında, orta büyüklükte bir grup kalabalığına ulaşan  aile bireyleriyle gezen konukları, yerel giysilerinin dışındaki davranışlarıyla ilk bakışta farkediliyorlar.
 
Taksim Meydanı ile İstiklal ve Cumhuriyet Caddelerinde bazı saatlerdeki Arap nüfus, yerlilerin çok üstüne çıkıyor. 
 
Bölgedeki tatlıcı dükkanları uyduruk,- aslında Ticaret kanununa göre suç sayılan- eskitilmiş ve yanıltıcı kuruluş tarihleriyle İstanbul’un geçici sakinlerine hizmet yarışındalar.

 
Taksiler kamu otoritesini hiçe sayarak, Türklerden müşteri kabul etmiyorlar.
 
Sanırım bu sayılanlar bilmesi gereken herkesin, özellikle Belediye ve Emniyet mensuplarının da malumları. Ama nedense onlardan hiç ses çıkmıyor.
 
Nasıl çıksın? 
 
Taksim Meydanı'nı, buna açılan ara sokakları temizlemekten, oto park düzenini denetlemekten aciz Beyoğlu Belediyesi, asıl görevini yapmak yerine, kendi logosunu taşıyan otobüsüyle, sözüm ona Beyoğlu’nun tarihi değerlerini gezdiriyor. 
 
Aslında TÜRSAB Belediyelerin tur düzenlemeleri konusunu, titizlikle incelemeli.
 
Eskiden hayli garipseneceğini sandığım bu gelişmelere, yenileri de eklenmiş. 
 
Görenler anlatsalar, insane “yok deve” dedirtecek türden bir gelişme bu.
 
Efsaneye göre Yunan Panteonunun baş tanrısı Zeus’un, Sevgilisi Io’yu karısı Hera’nın hışmından kurtarmak amacıyla bir ineğe dönüştürmesi üzerine, onun musallat ettiği sinekten kaçarken geçtiği “İnek Geçidi=Bosphorus”ta, gece  mehtap turuna çıkan Arap Turistlerin teknelerinde yapma bir devenin bulunması, her halde ne romantizmle, ne de İslamcıların pek sevdikleri tevafuk kavramlarıyla açıklanamaz. 
 
Uğruna şarkılar bestelenen, iki kıyısı arasında ses düzeni olmadan gazeller atılan Boğaziçi, sanırım böylesine bir görgüsüzlüğü tarihi boyunca yaşamamıştır. 
 
Kuşkusuz bu ülkeyi ziyaret eden konuklarımız, kendi kültürlerinin, yeme ve içme alışkanlıklarının hoş görüldüğü, dillerinin konuşulduğu, alfabelerinin kullanıldığı işaretlemelerin bulunduğu yerlerde olmak isterler. 
 
Ancak başta İstanbul olmak üzere bu ülkenin binlerce yıl geriye giden tarihinin, günümüzdeki sosyo-kültürel birikiminin hiçe sayılmasına seyirci kalmamak, bütün turizmciler, başta aynı zamanda bir İstanbul’lu olan Sayın Bakanımız için mesleki kaygıları da aşan kaçınılmaz bir görevdir.
 
Yazıya başlarken gözüme Sevgili Ertuğrul Özkök’ün Bakanımız Sayın  Ersoy ile Mardin üzerine söyleşilerini okudum.  
 
Belli ki, yeni –belki ilk kez- gittikleri Mardin’in tarihi, dokusundan çok etkilenmişlerdi.
 
Sosyal medyada; Ertuğrul’un Mardin’de tarihi yapıların bulunduğu sokakta çekilen fotoğrafının altındaki yorumlardan biri, ilgimi çekti. 
 
“Mardin bir Floransa olmalı, resminiz İtalya’da gibi çıkmış,”diyordu okuyucu Özkök’e seslenirken. 
 
Oysa Mardin İtalya’ya benzetilmekle değil, İstanbul gibi dedirtmekle gündeme gelebilirdi.
 
Sanırım İstanbul’un bir yapma deve ile  simgelenen sorunu, Boğaz Turlarının 1618 sayılı yasa gereği TÜRSAB tarafından denetlenmesi ve gerekli işlemlerin yapılmasıyla büyük ölçüde çözüme  kavuşacaktır.
 
 
 
 
 

 

( t  u  r  i  z  m  g  a  z  e  t  e  s  i  .  c  o  m )