Yazar - BAHATTİN YÜCEL
 
AKP’nin 16 yıllık iktidarı boyunca uyguladığı hormonlu büyüme modelinin toptan inkarı anlamına gelecek radikal önlemler almak yerine, hiç bir şey olmamış gibi davranması, hatta olanların ekonomik kriz sonucu değil, manüpilasyondan kaynaklandığını öne sürmesi,  çoğumuza akıl tutulması gibi geliyor. 
 
Ama ne yazık ki, gerçek hayli farklı. 
 
Görünen bu krizin başlangıç vuruşunu ilk hissedenlerin, bazı filo kiralama şirketleri olduğu.
Oysa dışarıdan bakıldığında işler ne kadar da yolunda görünüyordu. 
 
Büyüme için sağlanacak kaynakları ithalattan alınacak yüksek vergilerle finanse eden, geri dönüşleri çok uzun ve genelde ekonomiye katkısı sınırlı bir takım sektörlere yönelen AKP İktidarı, son 10 yılda dolaylı olarak filo kiralayan şirketlerin büyümelerine de katkı sağladı. 
 
Yerel yönetimlerin ardından bazı kamu kuruluşlarının da çok sayıda araç kiralamaları, bu alandaki girişimcilere cesaret verdi.
 
Özel sektör kuruluşları  yüksek vergileri finanse ederek araç satın almak yerine, kiralama yoluyla  ihtiyaçlarını karşılamayı yeğlediler. Şirketlerin büyümeleri, genelde AKP’nin ekonomik politikalarıyla tetikleniyordu.
 
Sonunda cari açık, geri ödemeler için gereken yeni kaynak girişini engellemeye başlayınca, azalan talebi elde tutmanın yolu, fiyata dayalı rekabette arandı. 
 
Kimse yüksek vergi oranlarından, tek güvence olarak görülen ikinci el pazarındaki talebin de bu gelişmeye bağlı olarak düşeceğinden, söz etmedi.
 
Şimdi kalıcı bir çözüm aranmasının tam zamanı. 
 
İlk aşamada hızlı sonuç alınmasını sağlayacak bir takım önlemlerden söz edilebilir.  Örneğin, çok yüksek tutulan KDV ve ÖTV oranlarını düşürmek ya da bu şirketlerin yenileme yatırımları sırasında, yurtdışına ihraç ettikleri 2.El Araç sayısı kadar yeni araç almaları halinde, önceden ödedikleri vergilerin belirli oranlarını mahsup etmelerine izin vermek gibi. 
 
Ancak bu yaklaşımlar sorunu temelden çözmeye yetmeyecektir. Öncelikle yeni bir yapılanma modelinin hayata geçirilmesine ihtiyaç var.
 
Filo kiralama şirketlerinin mali bünyelerinin, özkaynak ve borçlanma oranlarının, belirlenmiş uluslararası normlar dikkate alınarak denetlenmesiyle, operasyon ve finansal yükümlülüklerin yerine getirilmesi sağlanabilir.
 
Bu denetimin, işletmeler, kredi sağlayan kuruluşlar ve ağırlıklı olarak sektör temsilcilerinden oluşan bir kurumsal yapı tarafından, bağımsız denetim kuruluşlarına yaptırılması gereklidir. 
 
Sözünü ettiğimiz kurulda, Ulaştırma ve Turizmle ilgili Bakanlıkları tarafından atanmış üyelerin de yer almaları, ancak çoğunluğun akredite şirketlerin temsilcilerinden oluşması doğru olacaktır.
 
Mali bünyeleri güçlendirilmiş şirketlerin, operasyonel leasing konusunda bireysel tükeiciye ulaşmalarını engelleyen KDV Mahsubu konusu, Maliye Bakanlığı tarafından çözüme kavuşturulduğunda, yeni bir pazar açılacak ve otomotiv sektöründe yeni bir dönem başlayabilecektir.
 
Sayısal büyüklük açısından Türk Otomotiv Sektörünün büyük oranlarda satış yapmasına katkıda bulunan bu sektörün, kendi kaderine terk edilmesinin maliyeti çok ağır olabilir.
 
 
 
 
 

 

( t  u  r  i  z  m  g  a  z  e  t  e  s  i  .  c  o  m )