Yazar - SELÇUK ŞİRİN
 
  
Bu sene bir turist olarak başta İstanbul olmak üzere Şanlıurfa, Ankara, Alaçatı, Kuşadası, Bodrum ve Gökova koylarını gezdim.
  
Tatil hâlâ devam ediyor.
 
Ama herkes gibi benim de aklımın bir köşesinde hep döviz krizi var.
 
Ne yapmalı?
 
Ülke olarak en çck döviz kazandığımız sektör turizm!
 
O halde ülkeye gelen turist sayısını arttırmak sorunu çözer mi?
 
Maalesef hayır!
 
SAYIYA DEĞİL GELİRE BAKIN!
 
Aşağıda yıllara göre yabana ziyaretçi sayısı, turizm geliri ve yapılan ortalama harcama istatistikleri var (Kaynak:
dogrulukpayi.com). Rakamların da gösterdiği gibi Türkiye'ye hatırı sayılır bir turist girişi var.
 
2015'te 42 milyonla tavan yapan sektör, o yılın kasım ayında Rus uçağının düşmesi ve çeşitli AB ülkeleriyle yaşanan eşzamanlı diplomatik krizlerden dolayı 2016'da 10 milyonluk kayıp yaşadı.
 
Rusya ile ilişkilerin düzelmesiyle ülkeye gelen turist sayısı yeniden yükselişe geçti. 2017'de 39 milyona yaklaştı.
 
Bu sene turizm sektöründe yine rekor bekleniyor.
 
RAKAMLARLA TURİZM  ÖNEMLİ OLAN TURİSTİN YAPTIĞI HARCAMA
 
Ancak bu rakamlar turizmi anlamak için tek başına anlamlı değil zira önemli olan gelen turist sayısı değil, gelen turistin bırakacağı para. Tablodan da göreceğiniz gibi turizm geliri neredeyse rakamlardan bağımsız bir çizgi izliyor.
 
2013'te 39 milyonu ağırlayıp 32 milyar dolar kazanırken, 2017'de benzer sayıda turisti ağırlayıp 6 milyar dolar daha az kazanç elde etmişiz.
 
 
 
Yukarıdaki tabloda turist sayısı kadar önemli olan bir diğer veri turist başı harcama ortalaması.
 
Bu anlamda 2017 endişe verici bir yıl zira son yıllarda turist başı harcamanın en düşük olduğu yıl geçen seneydi.
 
Bunun da temel nedeni TL'deki değer kaybı.
 
O nedenle bu sene turist sayısının rekor kırması sektörde gelirlerin de artacağı anlamına gelmiyor.
 
TL'deki değer kaybı bu sene geçen senenin çok üstünde seyrediyor.
 
Doların 6 lirayı bulduğu bir ortamda turist başı gelirin trendini tahmin etmek zor değil.
 
Yani turist geliyor ama az harcıyor.
 
Peki Neden?
 
İSTANBUL ÖRNEĞİ
 
Yukarıdaki soruya yanıt vermeden gelin bir de İstanbul üzerinden hızlıca verilere bakalım.
 
İstanbul pek çok global sıralamada en çok ziyaret edilmesi gereken kentler arasında yer alıyor.
 
Öyle olduğu için de MasterCard tarafından yapılan analize göre bir gece otelde kalan turist sayısı itibariyle ilk 10 global şehir listesinde İstanbul da var.
 
Ancak kişi başı harcama sıralamasına baktığımız zaman o listede artık yokuz.
 
Bunun bir nedeni mesela İngiltere, eskiden en çok turist gönderen ilk 3 arasında yer alırken artık yok.
 
İran ve Suudi Arabistan ise 2016'da ilk 3 arasına girmiş. Nereden geldiklerinden bağımsız olarak bir gerçek var: Turistler İstanbul'a geliyor ama para harcamıyor.
 
Bu köşede geçen hafta da Göbeklitepe üzerinden yazmıştım.
 
Bizim ihtiyacımız olan daha fazla turist çekmek değil, katma değeri yüksek turizme geçmek.
 
O nedenle bizim temel sorunumuz gelen turiste parasını harcayacağı kültürel, sanatsal ve ticari hizmetleri sunmuyor oluşumuz.
 
Bu anlamda Türkiye'de neyin eksik olduğunu anlamak için turistlerin en fazla katma değer bıraktığı kentlere bakmakta fayda var.
 
Mesela İstanbul'la kıyaslanabilir bir tarihi cazibesi olmayan New York'a bakalım.
 
Yıllar itibariyle gelen turist sayısı bakımından İstanbul'la yarışıyor.
 
Yaşadığım için biliyorum, New York'ta isterseniz 1 dolara pizza ya da hamburger yiyip ücretsiz müzeleri gezerek tatil yapabilirsiniz.
 
Ama o ücretsiz müzelerde öyle marketler var ki çıkıncaya kadar ya siz ya çocuğunuz cüzdanımızdaki parayı bitirebilir.
İstanbul gibi tarihi olan diğer kentlere baktığınızda da durum aynı.
 
Bir kent tarihini nasıl pazarlar diye merak ediyorsanız Londra'yı inceleyin örneğin.
 
Zindanlarda tiyatro, dehlizlerde müzik, meydanlarda yürüyüş satan bir kent. Londra'nın tek bir sanat sergisinden aldığı hasılat
bizim tüm müzelerden elde edilen gelirden daha fazla!
 
Tabiri caizse 'Adamlar satmasını biliyor'!
 
SORUN KALKINMA MODELİ!

 
Mesele dönüp dolaşıp aynı yere geliyor! Son yıllarda ısrar ettiğim ve hep kendimi tekrar ettiğim için artık sustuğum şey:
Doğal kaynaklarla kalkınma devri bitti.
 
Artık kimin doğal kaynağı var yarışı yok, kim var olan kaynakları en iyi değerlendiriyor yarışı var.
 
Tarihi dokusu, doğal güzellikleri, ören yerleri ile eşsiz bir memleketimiz var.
 
Tüm dünyanın gıpta ile baktığı İstanbul gibi bir değere sahibiz.
 
Ama bu değerlerin markalaşmaya ihtiyacı var.
 
Bilime, tasarıma ihtiyacı var.
 
Türkiye eğer içinde bulunduğu ekonomik durağanlıktan çıkmak istiyorsa bir an önce katma değeri yüksek üretime geçmek zorunda. İşe doğa ve tarih dostu turizmle başlayabiliriz! (Hürriyet)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

( t  u  r  i  z  m  g  a  z  e  t  e  s  i  .  c  o  m )