Yazar - BEKİR ONUR
 
 
İsveçli yazar Orvar Löfgren tatil hakkında şöyle yazıyor:
 
"Tatil beldeleri özgür olma, çalışmadan, kaygılardan, kurallardan, düzenlemelerden kurtulma yerleri olarak ortaya çıkar.
Ancak bu ilgisiz görünüşün arkasında yazılı olmayan birçok kural vardır. Tatil yapma becerilerinin uzun bir tarihi vardır; her yeni tatil beldesi bize beklentiler ve umutlar, aynı zamanda değişmez rutinler ve alışkanlıklar getirir."
 
Yine İsveçli yazar C. Almqvist 1840'da "turist nedir?" dîye yazmış.
 
O tarihlerde "turist" İngiltere'den alınan ve büyük bir merak uyandıran yeni bir kavramdı.
 
Turist kimdir, nasıl turist olunur diye soruluyordu.
 
Yeni deneyimler, hazlar ve eğlenceler arayışı içinde evden ve işten uzaklaşma İsteğine dayanan yeni bir tüketim tarzı ortaya çıkıyordu.
 
150 yıl sonra Batı dünyasında turizm hızla büyüyen bir uğraş alanı oldu. İnsanlar tatil yapmaya para, zaman ve duygusal enerji yatırır oldular ama henüz bu ekinliklerin dünyanın en geniş endüstri alanını oluşturacağını düşünmekten uzaktılar.
 
Çoğu zaman tüketim karşıtı bir görünümde temiz hava almak, güneşte yatmak gibi görünen şey gitgide ulaşım sistemleri, oteller, anı eşyaları ile dolu endüstri sitelerine dönüştü. Turizmin 'halleri' 1900'ların ortalarında toplam işgücünün yüzde 7'si (230 milyon kişi) turizmde istihdam ediliyordu.
 
Bu ekonomik etkinlik uzun süre Batı dünyasında yoğunlaştı ama 20. yüzyılın sonlarına doğru yeni turist grupları ve yolları bütün dünyaya yayıldı.
 
Bu sadece yeni tatil paketleri değil, aynı zamanda yeni toplumsal ve çevresel sorunlar demekti.
 
Bu arada turizme İlişkin araştırmalar da yeni bir disiplinlerarası alan olarak belirdi; doğa turizmi, kültür turizmi, ekokültürel turizm, arkeoturizm, miras turizmi, din turizmi gibi alt alanlar ortaya çıktı.
 
Albert Adelfelt (1854-1905) Plajda oynayan çocuklar, Finlandiya Turizmi çeşitli sosyal bilimler açısından inceleyen A. Holden," turizmin tesadüfen ortaya çıkmadığını, ekonomik değişimin ve toplumsal etkenlerin sonucu olduğunu vurgulamakta.
 
Turizmin doğduğu toplumlar gelişmiş ekonomisi olan toplumlardır, yoksul toplumlar turizme katılmaktan adeta dışlanmıştır, iklim (Akdeniz kıyıları), sanayileşme (üretim düzeyi), ulaşımda teknolojik gelişme (özellikle demiryolları) kitlelerin turizme katılmasını sağlayan etkenler olmuştur.
 
Sosyolojik açıdan turizm, yaşamın metalaşmasının yayılması ve tüketim kültürünün bir parçası olarak yorumlanmıştır.
Turizm insanların refahıyia ilişkili modern yurttaşlığın bir özelliği olarak görülse de bu yurttaşlık hakkının engellendiği ya da sınırlandığı açıktır. Parasal engeller yanında ahlaki kaygılar da söz konusudur ("turist döviz getirir, ahlak götürür" sloganında olduğu gibi). Psikolojik açıdan; kaçma, rahatlama, kendini keşfetme, çocukluğa dönüş, saygınlık, toplumsal ilişki ihtiyacından söz edilebilir.
 
Antropolojik açıdan turizm, geleneksel toplumların dinsel deneyimlerinin yerine geçen etkinlikleri içeren seküler bir ritüel olarak görülebilir.
 
Siyasal turizm antropolojisi de gelişmiş ülkelerin turizminin başka kültürler üzerindeki egemenliğini bir tür emperyalizm olarak görür.
 
Ancak turizmin bir kültürü hemen ve kökünden etkileyeceğini varsaymak çok basitleştirici olur.
 
Turizmin çevre üzerindeki olumsuz etkileri uluslararası kitle turizminin geliştiği 60'lı ve 70'li yıllarda söz konusu olmuştur.
Kısacası, koylara beş yıldızlı saraylar kondurmakla iş bitmez.
 
(*) O. Löfgren, On holiday: a history of vacationing, Univorsity of Califomla Press, 2002. •' A. Holden, Tourism studies and the social sciences, Routledge, 2005.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

( t  u  r  i  z  m  g  a  z  e  t  e  s  i  .  c  o  m )