Yazar - YAVUZ ATAÇ
 
 
Mahalleden çocukluk arkadaşları olduğunu anlatan kocaman göbekli, gözlüklü bir beyefendi, o zamanki lakabı sıçandı diye söylerken kıs kıs gülüyor.
 
Sıçan mıçan ama turizm sektöründe çok önemli bir pozisyona gelmiş olduğu gerçek. Çünkü beş yıldızlı bir otelimizde “Direttore generale” yani bir genel müdür kartviziti ile dolaşıyor, artık bunun altına düşmez.
 
Belki yanlış duymuş olabilirim ama İstanbul’dan güney sahillerimize inen birçok otel müdürü onun hakkında konuşurken “üç dört bin lira maaş ile genel müdürlük yapıyor” diyor.
 
Olsun, yapıyor mu yapıyor. Üstüne üstlük turizm sektörünün yapısına yüzde yüz uyum sağladığı bile söylenebilir.
 
Otelin lobisinde ayaküstü sohbet ediyordu. Asimetrik bir güneş gözlüğü takmış olduğumdan fark etmedi. Kendisinden daha ufak boyu olan iç turizm acentesinin müdür yardımcısına “köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyeceksin” diye söylediğine kulaklarımla şahit oldum. Ötekisi gözlüklerini burnuna çekip, başını sallıyordu.
 
Yalnız bunu otelin sahibi için mi, acenteciler için mi, yoksa turistler için mi söyledi bilmiyorum? Ama hiç fark etmez. Çünkü kararımı çok daha önceden vermiştim. Ülkenin ihtiyacı olan 4.0 otel müdürü budur.
 
Bu modellerin ortak özelliği, sanki açıklamaya mecburmuşçasına geliri değil gideri kontrol altında tutmaya çalıştıklarını söylüyor olmaları. Artık Türk turizminin sırtı yere gelmez!
 
Yalnız kafama ne takılıyor biliyor musunuz? Acaba bu figürler patronlarına mı, yoksa patronları mı bunlara “artık geliri değil, gideri kontrol altında tutmaya çalışmalıyız diyor?..”
 
Turizmde işlerin iki yıldır yolunda gitmediğini herkes biliyor ama on beş, yirmi yıldır bakım ve onarımını bırakın, boya fırçası bile değmemiş koskoca oteller acaba son yıllarda mı viran hale dönüştü?
 
Ne bileyim? Herhalde bizim sıçan otelin sahibine, “patron sakın bakım, onarım falan yapmayalım. Bırakalım tamamen dökülsün. Sonra nostaljik tesis diye daha yüksek fiyattan satarız. Ecnebi öyle seviyor” diyor.
 
Turizmdeki kanaat önderleri ise hala leylek misali “her şey dahil uygulaması yüzünden memlekete düşük profil turist geliyor” diyerek. Türkiye’nin döviz açığını kapatmak için uğraştıklarını söylüyorlar.
 
Sanırım son satırlar Cumhurbaşkanı’na verilen mesaj. Eee, memlekette ‘inovasyon’ yaratıcılık, yenilikçilik değil artık yağcılık olarak anlaşılıyor! 
 
Oysa her şey dahil falan bahane! Siz hiç tatil merkezlerimiz haline baktınız mı? Bir kısım bölgelerimiz tam mezbelelik. Türkiye'nin en gözde kıyıları, plajları ise kafalarına göre çadır kurup, gelişi güzel ateş yakan tatilcilerin çöpleriyle dolu.
 
Kimi otellerimiz ise İspanya’nın seksenli yılları tesislerinin durumuna dönmüş. Şimdi bu dökük, eskimiş otellere zengin, kaliteli turist niye gelsin? Açık büfe, yemek konusuna hiç girmiyorum. Müdür bizim sıçan elemanların yüzde yetmiş beşi stajyer, öğrenci ise.
 
Bu görüntülerin yani sıra hangi gerekçe olursa olsun sayıları giderek artan, kapalı hayalet oteller.
 
Neyse, uzatmayayım. Bütün bunları Sıçan’ın fikri olduğuna inandığım için yazmıyorum. Bavul veya bagaj taşıyıcısı olarak çalışacak adamları müdür koltuğuna oturtan ben değilim, sonuçta.
 
İstanbul’dan tanıdığım duayen bir otel müdürü şöyle diyor. “Ulan bu sıçanları bırakın ‘Bellboy’ yapmayı tesisin yoluna elektrik direği olarak bile koymam.”
 
Koymam diye söylemedi ama nazik olsun diye öyle yazdım. Artık anlayan anlamıştır..
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

( t  u  r  i  z  m  g  a  z  e  t  e  s  i  .  c  o  m )