Bener E. Kavukçuoğlu
 
Corona Salgını ya da yaşanan Pandemi dönemi bir gerçeği açık bir şekilde  ortaya koydu.
 Dünya Turizm Örgütü’nden devletlere, devletlerden olumlu olumsuz her durumda kalemi eline alıp turizmin nasıl kurtulacağını açıklayan duayenlere kadar herkesin dilinden düşürmediği “ SÜRDÜRÜLEBİLİR TURİZM” kavramınınaslında “ TURİZMİN ne olursa olsun SÜRDÜRÜLÜR “ olması anlamına geldiğini öğrendik.   
 
Halbuki bu süreçte neler gördük:
 
Uydu fotoğraflarıhava ulaşımında ki azalış nedeni ile OZON tabakasındaki deliğin küçüldüğünü, hava kirliliğinin nerede iseortadan kalktığını,
 
Venedik’in kanallarında olduğu gibi suların temizlendiğini,  o sularda balıkların yüzmeye başladığını,
 
İstatiksel olarak – en azından şu an için - görememiş de olsak, su kaynaklarının gereksiz, vahşice yok edilmediğini, tüketilmediğini  kendi pratiğimizde,
 
gördük.
 
Yani içinde yaşadığımız DOĞA “NEFES ALAMIYORUM” diyordu; nefes alma şansı buldu. 
 
Hiç kimsenin en büyük olmadığını, bu sektörün bir ayağında bir sıkıntı olsa, herkesin bakış açınıza göre aynı büyüklükte ya da aynı küçüklükte olduğunu gördük. 
 
Hepsinden daha önemlisi YAŞAMIN bugün  için değil,yarın için olduğunu, yarını göremediğimiz,  yok saydığımız sürece bugününson gün olduğunu gördük. 
 
Bizim öğrencilik zamanımızda Ortaokulda Türkçe dersinde okuduğumuz bir yazı vardı (yanılmıyorsam Ahmet Haşim’indi): GÖRMEK ve BAKMAK. Gördük mü, yoksa sadece baktık mı? 
 
Evet ve maalesef, görmedik, görmek istemedik,  sadece baktık. Sonra akşam oldu rakı bardağını doldurup,  Vahdet Vural’dan Bu da Geçer adlı şarkıyı dinlerken elimizde papatyalar, papatya falı baktık: açıyoruz, açmıyoruz. 
 
Doğanın nefes alamaması, denizlerin yükselmesi , su kaynaklarının her gün daha da azalıyor olması, iklim değişikliği, doğal kaynakların yok oluyor olması hiçbirimizi ilgilendirmedi.
 
Yani sonuç olarak gördüğümüz,  kokuşmuşkapitalizmin ruhlarımızı, beyinlerimizi nasıl çürüttüğü oldu:
 
T+U+R+İ+Z+M = P   yani para….
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

(t u r i z m g a z e t e s i. c o m)