Yazarlar - BÜLENT ÇELİK
 
Sağolsun varolsunlar!
İki aydır televizyonlarda profesörleri dinliyoruz.
 
Hadi öncesini boş verin, 11 Mart’ta Sağlık Bakanı’nın, ilk resmi vakanın Avrupa üzerinden, ülkemize giriş yaptığını açıklamasından bu yana, yani bir buçuk aydır, kesintisiz, bütün televizyon ve sosyal medya kanallarında aynı şeyler anlatılıyor.
 
Farklı olan tek şey Bakan’ın her akşam açıkladığı, benzetmek gibi olmasın ama, neredeyse çekiliş sonuçlarını bekler gibi merakla izlediğimiz, günün test, enfekte ve taburcu sayıları. Üstelik son yirmi gündür bu sayılar da birbirinin benzeri..
 
Artık ekranlara çıkan hocalar, aynı şeyleri söylemekten yorgun gözüküyorlar.
 
Ara sıra ortalığı renklendiren birkaç “enteresan profesör” olmasa onların da reytingi kalmadı.
 
Bence bu model yeter!
 
Hepten susmasınlar ama biraz bu yoğun frekansı düşürmek ve artık bir sonraki moda geçmek lazım.
Hocam! Herkes her şeyi biliyor. Eller şöyle yıkanacak, maske böyle takılacak, sosyal mesafe, hijyen şu bu..
 
Artık cidden bu katmanı atlamak gerekiyor.
 
..
 
Neden mi? Hesap ortada!
 
Türkiye nüfusu 82 Milyon. ilk vakanın görüldüğü 45 günden buyana, enfekte olanı, hayatını kaybedeni, taburcu olanı, test edileni, hepsi 120 bin kişi.. Hadi bilineni bilinmeyeni bunu iki ile çarp. 250 bin kişi de!..
Toplam nüfusun %60’ı yani 48 milyon kişinin enfeksiyonu geçirdikten sonra salgın güvenliğinden, yani her şeyin eskisi gibi normale döneceğinden söz edilebildiğine göre bu makul oran ile gidersek “48 Milyon” bölü “250 bin” çarpı “45 gün” eşittir 23 Yıl!..
 
Yani enfeksiyonu, öleni, kalanı hep bu seviyede tutabilirsek huzura ermemiz için 23 yılımız var!..
 
Haydi riskimizi sınır değerlere kadar yükselttik ve sayıları iki katına çıkardık. Olsun sizin güzel hatırınız için 11 buçuk yıl!
 
Yani özetle, bir aşı veya ilaç bulunmaz ise bu gün sürdürdüğümüz durumun, üstelik de iki kat tehlikelisini bile 11 yıldan fazla devam ettirme ihtiyacımız var!
Bu durum sadece bizim için değil bütün dünya için böyle!
 
 
İyi senaryo aşının bulunması..
 
Onun da bulunup, makul sayıda insanın aşılanması -yapın simülasyonunu- en az 4 yıl..
 
Anlaşılıyor ki biz bu virüsten korunma modunda uzun süre, en iyi ihtimalle de 4 yıl yaşayacağız!
 
Bu noktadan sonra bizim enerjimizi harcamamız gereken şey bundan sonra, standart, bildiğimiz hayata en yakın sosyal, ekonomik ve ruhsal koşulları yakalayarak nasıl yaşayacağımız..
 
 
O halde bundan sonra herkes bildiği alanda inovatif fikirler üretmeli. Bunun için çeşitli platformlar kurulmalı. Her alanın bir bilim kurulu oluşturulmalı. Bu fikirler çarpışarak makul olanı hızla hayata geçirilmeli.
 
Görülüyor ki sorunları en kolay çözülebilecek sektör tarım sektörü.
 
Öncelik tarım ve diğer üretici sektörlerin olmalı.
 
İşi daha zor olan ve daha çok etkilenen hizmet sektörü kendilerine özgü buluşlar yapmalı ve bu buluşlarını öncelikle kurulacak bir tescil merkezine tescil ettirmeli.
 
Berberler nasıl çalışabileceklerini, restoranlar nasıl üreteceklerini, nasıl servis yapabileceklerini, sinemacılar nasıl dizi ve film çekebileceklerini ve bunları salonlarda nasıl izletebileceklerini, hava yolları, otelciler, tatil köyleri turistleri nasıl ağırlayacaklarını, devlet ve belediyeler de bunları nasıl kontrol ve koordine ve tescil edebileceklerini ortaya koymalı.
 
 
Ben bu güne kadar, basit cerrahi maskenin içerisine kağıt mendil koymaktan ve gözlük sapına şeffaf dosya kapağı takmaktan başka bir inovatif yaklaşım görmedim.
 
Buyrun berberlerin çalışma hayatına dönmesi için, kasdettiğim şey kafalarda canlansın diye  bir örnek modellemeyi ben yapıyorum. Telif melif de istemem!..
 
Haydi önceki hayatımızda “inovasyon, inovasyon, star-up, sanal zeka! ” diye ortalığı yıkanlar!
 
Devamı gelsin!..
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

(t u r i z m g a z e t e s i. c o m)