Yazar - BAHATTİN YÜCEL
Bütçe görüşmeleri parlamenter demokrasi ile yönetildiğimiz dönemlerde, Meclisin en başta gelen ve kuşkusuz en ilgi çekici tartışmalarına sahne olurdu.
 
Bakanlar ve Başbakanlığa bağlı kuruluşların en üst yöneticileri, Bütçe ve  Plan Komisyonunda;  gelecek yıl yapacakları harcamaları gerekçeleriyle anlatırlar, milletvekillerinin eleştiri ve önerileri dikkate alınır, tartışmaların bitiminde kabul edilen tasarı Genel Kurula giderdi.
 
Son Anayasa değişikliklerinin ardından Meclisin işlevleri sınırlandırılınca, doğal olarak bütçeler  de eski etkilerini yitirdiler. Sadece bütçe tartışmalarının içerikleri değil, Bakanlarımız da değiştiler.
 
Seçimle değil, atanma yoluyla geldikleri için Meclise -daha doğrusu halka- hesap verme zahmetinden kurtulduklarına inanmaya başladılar. Ve ölçü kaçtı, eskilerin deyimiyle işler “şirazeden çıktı”.
 
Geçtiğimiz gün TBMM Bütçe ve Plan Komisyonunda Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi konuşuldu. 
 
Basına yansıyan kadarıyla; Bakan sektördeki son gelişmeleri değerlendirdi. Özellikle Kıyı Bandındaki otelleri derinden etkileyen Thomas Cook’un iflasına değinen ifadeleri okurken, mantık örgüsünü de anlamaya çalıştım.
 
Büyük olasılıkla Bakanlığın Kültür yanıyla ilgisinin fazlalığı yüzünden, turizme ilişkin çizdiği tablo ve yorumları; bende “Alis Harikalar Diyarında” masalı etkisi yarattı.
 
Bakanımız Komisyonda, “Turizm Geliştirme Ajansının ilk faydasını da Thomas Cook krizinde fazlasıyla gördük. Burada da koltuk kapasiteleri var biliyorsunuz, Thomas Cook krizi çok panik yaratmıştı sektör içinde, biz panik yapılmaması gerektiğini özellikle vurguladık. İlk etapta bir Thomas Cook destek kredisi hazırlandı.  Bu kasım sonuna kadar bütün firmalara kullandırılacak, talepleri biz aldık. Bankalar değerlendiriyor, ay sonuna kadar tamamı kullandırılacak. Ön gördüğümüz gibi çok ciddi bir talep gelmedi, sektör kendi içinde bunu çözdü. İkinci kısmında ise önemli olan bundan sonraki sezonu kurtarmak yani Thomas Cook’tan kaybolan kapasitenin hızlı bir şekilde yerine konmasıydı. 1 Nisan-1 Kasım tarihleri arasında bu yedi aylık süreçte 850 bin koltuğu vardı Thomas Cook’un. Bu 850 bin koltuğun yerine yaklaşık 1 milyon 300 bin ilave  koltuk koyarak kapatmış olduk. 
 
Yani nasıl yaptık?
 
Bir: Mevcut oyuncuların  kapasite artışını sağladık.
 
İki: Yeni oyuncuların pazara girmesini sağladık.
 
Hatta burada British Airways de -ki tarifeli sefer olması açısından önemli- o da uzun yıllardan sonra kapasite artışına gitme kararı aldı, EasyJet yoğun bir şekilde tekrar Türkiye pazarına girmeye karar verdi.
 
Bunlarla birlikte 850 bin kayba karşılık 1,3 milyon ek kapasiteyi gerçekleştirdik.
 
Yani hem kaybı kapatmış olduk hem de İngiltere pazarında büyüme için gerekli olan koltuk kapasitesini ekletmiş olduk. Bu da Turizm Geliştirme Ajansının tanıtım destekleri sayesinde çok hızlı bir şekilde, birkaç gün içinde protokollerin yapılıp -uçak sıkıntısı var biliyorsunuz- uçakların Türkiye’ye yönlenmesini sağlayarak oldu..”  
 
ifadeleriyle neredeyse Thomas Cook’un iflasını mutluluk verici bir gelişme gibi niteleyerek, kutsadı.
 
Bakana göre; öyle başarılı bir operasyon yürütülmüştü ki, geçtiğimiz sezonda 850 bin olan koltuk kapasitesi bu krizin başarılı yönetilmesi sonucu, önümzüdeki yıl 1.3 milyona yükselmişti.
 
Bu yoruma bakılırsa, rahatlıkla Thomas Cook’un Türkiye’ye dönük talebi engellediğini söylemek de mümkün.
 
Ama Komisyon’daki yanıtın en can alıcı yanı; Tanıtma Ajansının henüz kurulmadan, yasası Meclise bile gelmeden, bu krizin çözümündeki etkisinden söz edilmesi.
 
Thomas Cook’un aylar öncesinden batacağını -önceki demeçlerine bakılırsa-, Sayın Bakan biliyor ve sorunu yakından takip ediyordu. 
 
İflasın ardından bu pazara yeni oyuncu olarak giren Easy-Jet’in, koltuk kapasitesine kadar planlamalardan haberdardı. 
 
Hatta daha ötesi zarar gören -daha doğrusu alacaklarını tehsil edemeyecek- tesislerin, kredi ile desteklenmesini bile sağlayacak bir mekanzimayı kurgulamıştı.
 
Demek ki, beceri başka bir anlatımla, keramet Tanıtma Ajansı’nın kurulmasından kaynaklanıyordu..
 
Doğru diyeceğim ama bir türlü olmuyor. 
 
Ajansın yönetimine meslek örgütlerini dışlayarak aldığı bir üye, Thomas Cook’un Türkiye’deki incoming acentesinin sahibi olan aileden.
 
Şirketinin alacaklı otelcilere verdiği bilgilere bakılırsa, son dakikaya kadar iflastan habersiz ve o da alacağını tehsil edememiş. 
 
İflası sadece Bakan biliyor ve yakından izliyor. 
 
Yasalaşarak yönetmeliği bile çıkmamış bir ajans dinamik tutumuyla sektörü iflasın etkilerinden arındırıyor. 
 
Bütün bu başarı hikayesinin ardındaki Ajansın yönetimine , iflası göremeyip kendi şirketinin alacaklarını bile tahsil edemeyen bir yönetici atanıyor.
 
Ne dersiniz, inanalım mı?
 
 
 

 

( t  u  r  i  z  m  g  a  z  e  t  e  s  i  .  c  o  m )