Yazar - BAHATTİN YÜCEL
Anadolu’nun 11.Yüzyıldan bu yana tarihi boyunca, bu topraklarda dini bayramlar ekonomik açıdan hareketlidir.  Günümüz ölçülerinde bile uzak sayılan köşelerden baba ocaklarına gelenlerden geçilmez.
 
Ama bayramlardaki bu hareketlilik kalıcı değil, geçicidir. 
 
Belki de sırf bu yüzden “hayat bayram olsa” deriz. 
 
Ya da “her gün bayram olsa”. 
 
Kültür ve Turizm Bakanımız da galiba hergünü bayram sananlardan. Bayram doluluklarını görünce, tatil süresinin uzatılmasına gerek yok diye yanıt veriyor, gazetecilere. 
 
Belli ki, kendi otellerinin doluluğu ile ülkedeki genel doluluğu karıştırmış.
 
Sonra ekliyor; hem bu konuda bir şey yapamam, benim yetkim yok diye ekliyor. Doğrudur, her halde bu tür sorunları örneğin Tayland Turizm bakanı ile konuşmalı bizim sektörün temsilcileri.
 
Konuşmak denince daha doğrusu konuşmamak, bana  bizim sektör yöneticilerini anımsatıyor. 
 
Öylesine sessizliğe büründüler ki, sorunları ya bir başka ülkenin Bakanı ile paylaşıyorlar veya hiç ilgilenmiyorlar diye düşünmeden edemiyor insan.
 
Doğrudan kendi çıkarlarını ilgilendiren bir karar alınarak, sezon ortasında salmayı andıran vergi çıkarılıyor. Kapalı kapılar ardında bu oran az diyenler, kamuyounu bırakın, kendi üyelerine bile süreci açıklayan doğru bilgi vermekten kaçınıyorlar.
 
Geçenlerde rahmetli Işılay Saygın’ın cenazesinde uzun süredir görmediğim bir otelci arkadaş ile karşılaştım. Yeni yasayla düzenlenen Ajans Payına şiddetle karşı çıkarak, dert yanıyordu. 
 
Bence çok az aldılar sizden, dedim. Örneğin ben olsam, yüzde bir değil en az yüzde on oranında  kesinti isterdim. Kendi özel işlerini çözmek için bu kadar sessiz kalanlardan bir de suskunluk vergisi istemediklerine şükredin diye ekledim.
 
Yetmiyor, Bakan hiç birinizi kurulan ajansa almayacağım. Kendisine güvenen çıkar aday olur, seçilir gelir, Türsab iki sandıkla seçime gitsin, birinde yönetimi, diğerinde Ajansa alacağım kişi/leri diyerek, sektörün yasayla kurulan en eski kurumunu küçümsüyor. Ağzını açan kimse yok. 
 
Yaklaşan kongre öncesinde yönetime karşı aday olarak ortaya çıkanlar ise iktidara yakınlık ölçüleriyle referans verme çabasındalar.
 
Kendilerini Osmanlı’nın devamı, tarihe ve imparatorluğa bağlı bir kuşağın temsilcileri gibi gösterenler, bir zamanlar dünyanın merkezi sayılan Topkapı’nın Bab-ı Hümayundan geçilerek girilen Birinci Avlusunda, gecekondu yöntemiyle derme çatma bir muhallebici dükkanı açıyorlar, karşı çıkıp tavır almalarından vazgeçtim, TÜRSAB’ın görüşü bile belli değil.
 
Her mesleğin temsilcileri olan kuruluşlar gibi öncelikle TÜRSAB da gücünü; yönetimin iktidar sahiplerine olan yakınlıklarından değil, mesleki çıkarlarının önüne ülkenin yararlarını koyarak, tarihine ve geleceğine sahip çıkarak arttırabilir.
 
Özellikle sosyal medyada trafik polisi ile birlikte kolluk görevlisi gibi denetim yapan Türsab yöneticileri, örneğin bir tatil günü keşke Eminönü’de Boğaz ve Haliç turları yapılan iskeleleri, buralardaki anonsları, balık-ekmek satanları, teknelerin can güvenliklerinin olup olmadığını, tur düzenleme haklarının üyelerinden nasıl gasp edildiğini de görüp, ilgilileri uyarsalar.
 
Kaldı ki, otellerin bayram süresince dolu olması, sektörün dertlerini çözmeye yetmiyor. Özellikle tahsis sürelerinin uzatılması ve  ek inşaatlarla kapasite artımının işe yaramayacağı gibi.
 

 
 

 

( t  u  r  i  z  m  g  a  z  e  t  e  s  i  .  c  o  m )