Yazar - BAHATTİN YÜCEL

Son günlerde sosyalmedya, haber kanalları ve günlük gazetelerde yer alan haberlere bakılırsa, kamuoyunu etkileyen konular arasına “Uber” de katıldı diyebiliriz.
Sanırım bu ilgi; Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olmak için çabalayan bir CHP Milletvekilinin, İstanbul’daki bir taksici meslek örgütünü ziyareti sırasında verdiği demeçle başladı.
 
Kentin ulaşım sorunlarına ilişkin bilgilerinin sınırlı olduğu anlaşılan milletvekili, sorunu; “niteliksiz hizmet” ile bir“ yabancı şirketin Türkiye’deki varlığı”  ekseninde değerlendirmeye çalıştı. 
 
Böylece konunun gerçek nedenlerin dışında tartışılmasına -sanırım- bilmeden önayak oldu.
 
Aday adayı olduğunu açıklayan bu milletvekili, iktidar partisinin söylemlerinden hayli etkilenmiş olacak ki, çözümün yerli hizmet vermekle gerçekleşeceğini öne sürdü.
 
Uber’in taksi işletmecisi olmadığının, özel yazılım ile gerçek zamanlı rezervasyon sağlayan bir sayısal platform olduğunun farkında değildi. Yolcu ile aracın konumları arasında; optimum verimlilik temelinde eşleştirme sağladığın, büyük olasılıkla bilmiyordu.  
 
Uluslararası marka değerinin geçtiğimiz yıl 60 Milyar ABD Dolarını aştığını, bilinirlik ve tüketiciye güven sıralamasında, hizmet verdiği çevreye olumlu katkılarını da belki duymamıştı.
 
İstanbul ölçeğindeki metropollerde toplu taşıma sorununu çözmek amaçlı plaka sınırlamasının, dünyanın her halde başka hiçbir kentinde bu ölçüde rant yaratamadığını da kestirememişti.
 
Uber’in iletişimcileri bu eşsiz fırsatı kaçırmadılar.
 
CHP Milletvekilinin başlattığı Uber karşıtı kampanyayı, sosyal medyada iyi tasarlanmış bir çalışma sonunda, en azından kendi müşteri profillerini etkileyecek dozda, büyük beceriyle yönettiler.
 
Bu arada düzmece olduğu belli senaryolarla, müşteri gibi çağırdıkları Uber şoförlerini döven taksicilerin kimliklerini açıklamaya gerek duymadılar.
 
Peki, bu süreçte Uber masum muydu?
 
Hayır!
 
Türkiye’de bazı büyük kentlerde taksi plakalarının sınırlı olduğunu, özellikle İstanbul’da olağanüstü rant oluştuğunu elbette biliyorlardı. Üstelik rant yüzünden taksi hizmeti verme olanağı bulamayan küçük girişimcileri, kolaylıkla sistemlerine üye yapabileceklerinin de farkındaydılar.
 
Üstelik seyahat acentelerinin faaliyetleri arasında yer alan; havaalanları, yolcu limanları ve tren istasyonları ile oteller arasındaki yolcu transfer hizmetlerini de; ellerinden aldılar. TÜRSAB’ta Bağlıkaya Yönetiminin ilk ele aldığı konular arasında Uber’in yer alması son günlerde ortaya çıkan bu gelişmelerden kaynaklanıyor olmalı.
 
Turizm sektöründe yaşanan köklü değişimlerin kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkan bireysel talebin, İstanbul’da ilgililerce yeteri kadar değerlendirilemediği açık. Bu durumun da Uber’in iştahını kabarttığını söyleyebiliriz..
 
Sanırım Uber ve Taksi Plakalarını  ellerinde tutan kartel dışında sorun, gerçek yönüyle tartışılmıyor.
 
Örneğin İstanbul’daki minibüsler hariç 1989 yılından bu yana sayıları değişmeyen ; 17.3 bin adet plakadan yaklaşık 2500 kadarının, sadece bu işle geçinenlere ait oldukları, geriye kalanların tanınmış bazı kişiler dışında, bir elin parmaklarından az sayıda spekülator arasında paylaşıldığını, hiç kimse gündeme getirmedi.
 
Ulaşım sektörünün değerlenmesine hiç katkısı bulunmayan plaka değerinin toplamda 9,5 milyar dolara ulaştığını çoğumuz bilmiyoruz.
 
Yaklaşık 25 bin emekçi şoförün, spekülatörlerden kiraladıkları plakalara ayda 6- 8 bin lira ödediklerini, onların günde ortalama  12 saat ve haftanın 7 günü çalışmak zorunda olduklarını, bu yüzden 600 bin ABD Doları değerinde plakaları taşıyan ama en fazla 20 bin dolar piyasa değerindeki araçların; bakımsız, ekmek paralarını çıkarmak zorundaki şoförlerin mutsuz olduklarını da dikkate almıyoruz.
 
Çözüm elbette var. Uber’i rezervasyon platform kabul ederek, taksilerden daha farklı vergilendirme yöntemleriyle, nitelikli hizmet almak isteyecek tüketici segmentine yönlendirmek.
 
Plaka sahiplerinin kira gelirlerinden elde edilen kazançlarına uygulanan vergi indirim oranlarını yeniden gözden geçirmek,
 
Özellikle İstanbul’da çalışan taksi şoförlerinin, nitelikli hizmet vermeleri amacıyla, eğitim ve ciddi bir sınavdan geçmelerini sağlamak.
 
Belirli süre için plaka devir ve süreli kullanımlarını gerçekleştirecek denetimli bir pazar yeri oluştrmak.(PlakaBorsası)
 
Arz talep dengesini gözeterek, plakaların öncelikle sertifika eğitiminden geçmiş şoförlere tahsislerini sağlamak. 
 
Son aşamada profesyonel şoförlere bedelsiz plaka tahsisi yolunu açmak.
 

 

 

 

( t  u  r  i  z  m  g  a  z  e  t  e  s  i  .  c  o  m )