Yazar - YAVUZ ATAÇ
Sakın bizim turizmcilerin rakı masasında “Nihansın Dideden Ey Mest i Nazım” şarkısını söylediğini sanmayın. Çünkü kafası güzel olunca birçoğu, “Kalenin Dibinde” türküsünü tutturur. 
Şimdi mutlaka içlerinden birkaçı, “Yok kardeşim, biz Istanbul Sokakları veya Çökertme’den Çıktım Halil’imi okuruz, kalenin dibinde nereden çıktı diyecektir ama istisnalar kaideyi bozmaz.
Şöyleki bu tespiti, Max Planck’ın kuantum teorisi denklemi veya  Sigmund Freud’un psikanaliz tekniğini formülüyle de açıklayabilirim ama kafanız karışsın istemiyorum. 
 
Bizim insanımız kendilerine soru sorulmasını pek sevmez ama nazınızın geçtiği bir turizmci vardır. Bulun, sorun. Emekli olunca ne yapmak ister? Büyük çoğunluğun hayali güney sahilinde, deniz gören bir noktada üç, dört masalık bir mekandır. Ha, kalenin dibi mi olur yoksa bir taş mı onu bilemem.
 
Son günlerde soru sorulmaması gereken bir diğer mevzuda turizmde hangi noktada olduğumuz? Malum yaz sezona girerken alışkanlıktır. Patladı, çatladı diye medya üzerinden gaz verilir. Ama bu kez yerel seçimler ve İstanbul tartışmalarından dolayı gerek kalmadı. Çünkü kiminle konuşsan konu İmamoğlu!
 
Oysa Turizm Bakanımızın “Her şey dahil” turizminde belli bir noktaya geldik. Artık turizmin diğer çeşitlerine yönelmemiz lazım söyleminin üzerinden 350 gün geçti. Ancak nedense hiç kimse, sektörü çok iyi bilen ve hakim bir kişinin bakan olması, turizmde neleri değiştirdi diye bakmıyor.
 
Bakmayı bırakın. Bütün bu söylemlere rağmen, neden Avrupalı tur operatörleri sırf ‘her şey dahil’ otellerimizi pazarlıyor? Bilinmiyor.  Oysa Akdeniz’de rakip olarak gördüğümüz Ispanya, İtalya, Fransa, Portekiz ve Yunanistan’ın kültür ve doğa zenginlikleri ile daha farklı turizm çeşitleri hepsine kataloglarında yer veriyorlar.
 
Ama ülkemize gelince kültür, şehir, doğa, aktif  ve diğer turizm çeşitlerini bir türlü programlarına almıyorlar? Acaba bunun sebebi nedir?  Bilmediğimiz, eksiğimiz mi var? Veya bu çifte standart niyedir diye kimse sormuyor?..
 
Şunu söyleyeyim. Bu suali turizmden kazanç sağlayan acenteler soramaz. Çünkü birçoğu zaten elin adamının karşısında el pençe divan. Hatta geçenlerde, bir turizm fuarında, tur operatörü karşısında esas duruşta dikilen bir acente müdürü bile gördüm. 
 
Artık elçiliklerimizde oturan Kültür ve Turizm Ataşelerimiz mi? Tursab’ın yurtdışı sorumluları mı? Ne bileyim. En iyiside ikisi birlikte ama birilerinin oturup, belli başlı tur operatörlerini dolaşıp, bu konuyu konuşması lazım.
 
Eğer bana bıraksalar şöyle söylerdim: Kardeşim bu iş “Armut piş, ağzıma düş” şeklinde olmaz, gelin diğer işlere de bir el atın. Ispanya, İtalya, Fransa, Portekiz, Yunanistan’ın yanı sıra Avrupa’nın tüm ülkelerinde bu ürünleri pazarlıyorsunuz. Türkiye olunca niye sadece “her şey dahil?”
 
Yalnız neden bana bırakılmaması gerektiğini tahmin etmişsinizdir. Tur operatörlerinin karşısına bu şekilde konuşan birisinin çıkmaması gerektir. Mesela medyamızın ‘turizmin kanaat önderleri veya duayenleri’ diye lanse ettiği beyefendiler, bu sözleri daha nazik bir şekilde dile getirebilir.
 
Çünkü bu arkadaşlarımız devlet büyüklerimizin karşılarında nasıl duracaklarını, elini hangi ceplerine sokacaklarını ve soru sorulduğunda, nasıl cevap vereceklerini çok iyi biliyor. En azından bu mevzularda uzmanlaşmış, ihtisas sahibi kişiler.
 
Eğer tur operatörleri, Türkiye’de bu ürünler satmıyor bahanesinin arkasına saklanıp, sunmak istemiyor ve olgunlaşmasını beklemek istiyor ise o zaman kendi başımızın çaresine bakmamız gerekiyor. 
 
Turizm Bakanlığımıza düşen görev; Türkiye’nin kültür, şehir, doğa, aktif ve diğer turizm çeşitlerine yönelik destinasyonlarını tanıtmak için kendi websitesi için kullandıkları görsel materyalleri (resimleri) bu işi yapacak kişi ve kuruluşlara ücretsiz sunmasıdır.
 
Çünkü “Zoru başarırız, imkansız ise biraz zaman alır..”
 
 
 
 

 

( t  u  r  i  z  m  g  a  z  e  t  e  s  i  .  c  o  m )