Yazar - YILGÖR YASİN DEMİRTAŞ

Hep sektörümüzü konuşuyoruz.
Bu Cumhuriyet kurulurken sanayi, tarım gibi ekonomik endüstriyel alanlarda Atatürk yeni girişimler yaparken acaba turizm olarak o yıllarda hiç gündeme geldi mi?
Hiç bu yönüyle düşündük mü?


 
Fakat yaptığım gezilerde o kadar güzel bir şey gördüm ki, anlatamadan geçemem.
 
Zamanında Atatürkün Dolmabahçe sarayı rıhtımından Yalova rıhtımına ve oradan yalovanın termal beldesine kadar çınarlı bir yol yaptırdığını biliyor muyduk?
 
Yalova rıhtımına yakın bir de Atatürk köşkü var, Gelip dinlendiği bir köşk. Ve bu köşkün adı da yürüyen köşk...
 
Bu köşk bahçesinde bir çınar ağacının zamanla büyüyüp pencereisinden içeri girecek hale geldiğinde, Atatürke ağacı kesmeleri ya da budamaları gerektiğini söylediklerinde, Atatürk karşı çıkmış. Hayır demiş. Bir yolunu bulup köşkü taşımayı düşünmüşler. Atatürkün talimatı ile köşk altını kazıp, zemine ağaçlar yerleştirip, bu ağaçların üstünde köşkü yürüterek taşımışlar. Ağaç kesilmekten kurtulmuş.
 
Hatta bugün köşkü ziyaret ettiğinizde köşke ait iskelenin yan tarafta kaldığını yani orantılı olmadığını göreceksiniz.
Atatürkün hem tabiata hem de gezi ve dinlenme olarak değişik yerler üretmeye çalıştığı bu çınarlı yol ve köşkten anlaşılmaktadır.
 
Çınarlı yolun yalova rıhtımından neredeyse 18 km'lik termal beldesine kadar devam ettiğini bugün de göreceksiniz. Yalova içinden termal yoluna saptığınızda bu güzelim çınar ağalarının arasındaki yoldan direk termalin merkezine sultan hamamına geliyorsunuz. Bu hamam da Osmanlı döneminden kalmadır. Bu bölgedeki termal su hem içilebilir özelliğiyle hem de türlü hastalıklara iyi gelen kalitesiyle de meşhurdur.
 
Daha bitmedi...
 
Atatürk bir de termal bölgede çok güzel bir misafir yerleşkesi yaptırmış. Yani o zamanlar gazino dedikleri bir konaklama binası...
 
Tabi o zamanlar pek otel adı kullanılmadığı için ve osmanlının son dönemlerine denk gelen kültürümüzde han adını da vermeyip, Atatürkün  modernize etmeye çalıştığı bir konaklama kültürü ile hem insanların gelip termal sudan faydalanıp konaklayabileceği, hem de boş vakitlerinde dinlenerek ve kendi aralarında toplanma tarzında eğlenebilecekleri bir yer yapılmış. Bir süre de kullanılmış.
 
Ardından bölgeye de yine eski osmanlı son dönem klasik köşk mimarisinde binalar yapılmış. İlk kapsamlı konaklama oteli de Çamlık ve Termal otel yapılmış. Termal otel hala günümüzde sağlık bakanlığı bünyesinde işletilmektedir. Ama çamlık otel kapatılmış ve uzun bir süredir kapalı bir şekilde atıl vaziyettedir.
 
Fakat en önemlisi Atatürkün yaptırdığı bu muhteşem konaklama oteli zamanla kapatılmış ve çürümeye terk edilmiş. Öyle ki tamamen harabe yığınına dönüşerek yıkılmaya bırakılmış. Çürümüş, Bir çok yeri yıkılmış, azledilmiş.
 
Sekiz yıl önce devletimiz bu harabeyi farkederek, bizzat turizm bakanlığı ve başbakanlık nezdinde  yenilenerek tekrar hizmete açılması için özenle firma seçilerek ihale edilmiş. Özellikle özenle seçilerek diyorum çünkü, bu harabenin büyük bir yatırım maliyetne ihtiyacı olması ve oda sayısının azlığından dolayı getirisinin de bu yatırımı karşılamayacağı için, aynı zamanda da turizm işinde uzman bir şirket olmasına dikkat ederek bu sorumluluğun altına girebilecek firma olması önemliydi.
 
Çünkü Atatürkten miras olan bu otel hem tarihi yaşatmasi hem de bu mirası yaşatması açısından önemlidir.
 
İhaleyi alan firma Limak....
 
Ve yirmi milyon dolar harcayarak öyle güzel bir butik otel haline getirmişler ki....
Hem de termal butik otel. Sanırım bu tarzda termal butik otel türkiyede başka bulunmamaktadır.
 
Oteli neredeyse her metrekaresine varıncaya kadar gezdim. Atatürkün ilk kurduğu haliyle ve sanki dün inşa edilmiş gibi o kadar güzel dizayn edip hayata geçirmişler ki; etkilendim. En üst katında bir loca tarzı olan yerde  Atatürk kahvesini yudumlarken eşsiz doğayı izleyerek misafirleri kabul ettiği ve her adımında o günleri yaşayarak etkilenmemek elde değil.
 
Yine en üst kata merdivenlerden çıkarken, iki suit odanın olduğu yere geldiğinizde oda numaralarını gördüğünüzde daha farklı bir anlam hissediyorsunuz. Odanın birinin numarası 1937, diğeri 1938.
Ve 1938 sayısının son rakamı 8'i sonsuzluk işareti şeklinde görüyorsunuz.
Bunu düşünebilmek dahi burayı sıradan bir otel kapsamından çıkarıyor.
 
Binanın her yeri o yılların ahşap ve desen mimarisine sahip. Otel hizmet ve servis kalitesi dahi buna göre aslına bağlı kalmaya çalışılarak tasarlanmış.
 
Bir de termal bir havuz eklenmiş ve bina ile modernize bir profil ile bağlanmış, şık bir spa yapılmış.
 
Bina belki oda sayısı olarak küçük olabilir ama o kadar büyük ve yemyeşil, ağaçlarla dolu geniş bir bahçesi var ki, bu bahçede dahi insan tüm stresinden arınabiliyor. Temiz hava. Bol oksijen. Muazzam bir doğa ve termal...
 
Otel bir de albüm oluşturmuş, bana bu albümü gösterdiklerinde ne kadar ciddi bir işe giriştiklerini anladım ve tebrik ettim.
 
Binanın harabe hali fotoğraflanmış, gördüğünüz yığıntı, çürümüş, yıkılmış harabe Atatürkün daha o zamanlardan ileriyi görüp adım attığı geleceği nasıl çürümeye bırakıldığını da üzülerek eleştirmeden yapamıyorsunuz.
 
Neden şimdiye kadar bu güzelim Atatürk mirası bu şekilde çürümeye terkedildi? Ve nasıl mucizevi bir zeka ile tekrar hayata geçirildi? Bunda hem devlet büyüklerimizin girişimi, hem de bu sorumluluğu alan firmanın girişimi gerçekten taktire değer...
 
Böyle bir mirası herkesin eline ihale edemezsiniz. Limak zaten turizmde kalitesini ispat etmiş ve devasa oteller işleten bir firma.. Ve devasa otellerden böyle butik bir otele yatırım yapılması...
 
Herkes bu kadar maliyete giremez. Ve Limak Holding Yön. Krl. Başk.'ının gazetelerdeki demeçlerine baktığınızda, 'kar beklemediğimiz türkiyemize sembol olacak bir yatırım' anlatımları da turizm işinin sadece para kazanmak olarak görülmemesi gerektiği konusunda adeta bize ders veriyor.
 
Zamanla bu termal bölge Türkiyenin en değerli termal turizm merkezlerinden biri haline geliyor ve yeni otel yatırımlarıyla turistik bir alana dönüşüyor. Keşke şu anda atıl durumda çürümeye terkedilen çamlık otel de faaliyete geçebilseydi.
 
Bu çınarlı yoldan geçerken o günleri yaşayarak, bilerek geçilmesini de önemle tavsiye etmekteyim.
 
Türkiyenin o kadar değişik yerlerinde Atatürk köşkleri var ki; Trabzon, İzmir. Hatta Kastamonu daday ilçesinde kurtuluş savaşı hazırlığı ve planlarıın yapıldığı bina da günümüzde bir devlet kurumu olarak kullanılıyor.
 
Aslında sadece bunlar da değil.
 
Şöyle bir seyehate çıktığımızda ülke genelinde gerek osmanlı tarihinden, gerek Atatürk döneminden gerekse helenistik ve antik roma dönemlerinden bir çok eser ve ören yerlerinin muazzam bir restorasyon çalışmalarına girdiğini görüyoruz.
 
Örneğin Topkapı sarayı harem bölümünün neredeyse % 80'lik kısmı restorasyonda. Ayasofya restorasyonda, yerebatan sarnıcı restorasyonda. Daha tüm illerde böyle atıl vaziyette çürümeye terkedilmiş yerlerin restore edilerek yeniden açıldığını görüyoruz. Helenistik ve antik dönemlerden kalan ören yerlerimizde de büyük kazı çalışmaları olduğunu görüyoruz. Bilenen ve bilinmeyen....
 
Zaten Türkiyemizi bu kadar turistik değer yapan bu eserlerimiz değil mi? Hangi dönem olursa olsun.
Koruyabilmek, tanıtabilmek, geliştirmek ve önce kendi türk insanımızın bunları görüp bilmelerini, tarihimizi tanımalarını, anadolu topraklarının ne kadar zengin bir kültürle yoğrulup, medeniyetler beşiği bir ülkeye sahip olduğumuzu göstermek ve öğrenmek...
 
Başka anlamlı bir örnek vereyim.
 
Devletimizin Türkiyedeki tüm okullara mutlaka öğrencilerin çanakkaleyi görmeleri gerektiği ve talimat verdiğini de belki çok azımız bilir.
 
Türkiyede çekilmesi planlanan Truva filminin Marmara depremine denk gelmesinden dolayı da malta ve meksikaya alındığını ama bu filmde kullanılan truva atının, turizm bakanlığı girişimleriyle çanakkaleye getirilmesi...
 
Urfada göbekli tepenin muazzam bir tanıtımla dünyaya açılması ve ciddi korunarak kazı çalışmalarını devam etmesi.
 
Hatta helenistik ve bizans dönemlerinde günümüzde termal turizm oluşturduğumuz bölgelerde tarihi hamam yapıları olduğunu görüyoruz. Yani bu suların şifası daha o zamanlarda keşfedilmiş.. Hatta ankara ayaşta uzun km boyunda bu suyu taşımak  için kemerler oluşturulduğunu da gördük. Tıpkı pamukkalede olduğu gibi...
 
Atatürkün bir ekip kurup Mu kıtasının da araştırılmasını istemesi ve bu konuda çok hassas olması. Hatta Çin ve japonya sularında kaybolan bu kıtanın Türk soyuna uzandığı bağlantısı üzerinden araştırmaları...
 
Hitit uygarlığı...
 
Selçuklu medeniyeti....
 
Dünyadaki ilk üniversitenin olduğu bilinen urfa ama nusaybin sınırındaki mor yakup manastırının daha eski olduğu, yine dünyada ilk manastır mor eugen bizim topraklarımızda olduğu ve halen faal olduğu...
 
Hatta yıllardır mahkemesi devam eden mor gabreil manastırının devletimiz aracılığıyle sahibi süryani cemaatinin vakfına verilmesi...
 
Assos'ta 4 ayrı uygarlığa ait kaleler ve yerleşim olduğu...
 
Dünyanın ilk kalorifer ısıtma tesisiatının olduğu doğubeyazıt ishakpaşa sarayı...
 
İstabulun bugünkü sultanahmet meydanında tamamen yıkılmış Konstantinopolis zamanından kalan güneye bakan kısımda oval duvarın hipodromdan kaldığını açıkça görebiliyorsunuz.
 
Daha nice örnekler vermek mümkün.
 
Tarih bize yol gösterir... Anadolu tüm önemli ugarlıkların olduğu başlıbaşına bir kıtadır. Dünya tarihinde en önemli büyük dört savaş yine bu kıtada oldu. Agamemnon ve Achilleus'un Truvası, Büyük İskenderin İsos'u, Fatih Sultan Mehmedin İstanbulu ve Çanakkale...
 
En önemli konu da günümüze böyle çözülemeyen sorunlu bir duruma gelen eski tarihi yapılarımızın tekrar ayağa kaldırılması, çözüm bulunması...
 
Bugün tatil için ülkemize gelen turistlerimize bunları da anlatmak ve görmelerini sağlamak lazım. Çanta turisti dediğimiz ülkenin bilinen tarihi yerlerini görmeye gelenlere bilmedikleri bu yerlerimizi de anlatarak rotalarını değiştirmemiz lazım.
 
Ve gurur duymamız lazım....
 
Osmanlının biterken  ülkemizdeki bir çok tarihi  yerler, alman, fransız, ingiliz ve amerikalı arkeologlar tarafından kazıldı ve bir çok eser yurtdışına kaçırıldığını da hepimiz biliyoruz.
 
Fransa'daki le havre müzesini, londra müzelerini, hatta moskova müzelerini bile anadolu eserleri süsleyip ünlü hale getiriyor.
 
Gün gelecek Atatürkün yapmaya çalıştığı bu eserler de yok olup gidecek.
Dünya tarihile beraber yakın tarihimiz olan Atatürk inkılap tarihimizi de şimdiden korumaya alıp, sahip çıkmamız gerekir.
 
Turistik açıdan önemli bir merkez haline gelen anadolumuzu, bu kadar da gelişen turizm sektörümüzle anlamlı bir şekilde zenginleştirmek, sektörümüzü daha da güçlendirmek demektir.
 
Bunu sadece devletimiz değil, tüm turizmciler olarak hep beraber yapabiliriz.
 
Kimi maddi, kimi de manevi...

 

 

 

 

( t  u  r  i  z  m  g  a  z  e  t  e  s  i  .  c  o  m )