Yazar - BAHATTİN YÜCEL
Türkiye’nin gündemi önümüzdeki 31 Mart seçimlerine kilitlendi diyebiliriz.  
Öyle ki, Tanzim Satışları konusunda kamuoyunu etkilemeye dönük kampanya, İktidarın devlet destekli mitinglerini bile gölgede bırakıyor.
Bugünlerin öncelikleri arasında bizim sektör yok. Türkiye’nin turizm açısından en önemli ili sayılan İstanbul’daki başkanlık yarışında dahi adı geçmiyor.
Ancak  Belediye Başkanlığı için yarışan siyaseçiler turizmle ilgilenmeseler de, içlerinden bazıları; turizmi dış politikada sorunlara yol açacak biçimde kullanma çabasındalar.
 
Geçtiğimiz hafta sonu önlerinden geçtiğim, Sultanahmet Caminin hemen arkasındaki -Belediye tarafından yaptırıldığı belli olan- derme çatma, sözüm ona İstanbul evleri; tümüyle Çin karşıtı sloganlarla bezenmişti. 
 
Üstelik Doğu Türkistan’daki tutumu yüzünden Çin Hükumetini kınayan Türkçe sloganların, İngilizce karşılıkları da iri harflerle yazılarak, bu siyasal çabanın ürünleri olarak göze çarpıyorlardı.
 
Sultanahmet Camisine doğru yürürken, uyduruk binaların önünde sloganların fotoğraflarını çeken Çin’li turist grupları ilgimi çekti. Eskilerin deyimiyle amaç hasıl olmuştu: Turistlerin yüz ifadelerinden okudukları sloganlardan mutlu olmadıkları hemen farkediliyordu. 
 
Kuşkusuz hiç bir turizmci ve elbette demokrat, dünyanın herhangi bir yerinde, hiç bir azınlık üzerinde uygulanan kültürel ve siyasal baskıları onaylamaz. Ama ciddi bir devlet yönetimi dış dengeleri gözeterek, bu tepkinin yönetilmesini, sorumsuz kişi ya da kuruluşlara devretmez, devredemez.
 
Uygur’lara yapılan baskı dilleri ve yaşam tarzları açısından bize çok benzeyen bu çok yakın akraba toplumun haklarını koruma konusunda bizleri de yükümlülük altına sokabilir. Ancak içlerinden önemli sayıda radikal silahlı militanın bölgemizde oynadıkları rolü ve terör örgütleriyle ilişkilerini de görmezden gelemeyiz.
 
Bu sloganların sokağın hemen yanıbaşında bulunan Kültür ve Turizm Bürosunun dikkatinden kaçması söz konusu olamaz.
 
Kaldı ki, Çin’lilerin yoğun talep yarattıkları Kapadokya Bölgesinde de, insanın aklına gizli bir önleme tasarımı olduğu kuşkusu uyandıran bir başka gelişme daha var.
 
Bölgede eskiden belediye başkanlığı yapmış birisine ait özel arsaya verilen imar izni, sosyal medyanın gündeminde. Her yıl milyonlarca turistin ilgisini çeken peri bacalarının tam ortasında bir otel inşaatı yükseliyor. 
 
Haberi okuyunca 19.YY Fransız yazarlarından Alphonse Daudet’nin “Altın Beyinli Adam” öyküsünü anımsadım.
 
Kapadokya’nın doğal varlıkları bu yönetim anlayışı sürerse;  hikayedeki adamın altından beynini tükettiği gibi, bilinçsiz bir rant hırsıyla her geçen gün daha fazla yok ediliyordu.
 
Kapadokya’da son yıllarda sürdürülen bir kayıt dışı tekelleşme girişimi daha vardı. 
 
Belli ki, herkesin bildiği “sır”larımızdandı bu yaklaşım. Kimse dile getirmiyordu.
 
Önümüzdeki yazıda onu ele alacağız.
 
 

 

( t  u  r  i  z  m  g  a  z  e  t  e  s  i  .  c  o  m )