Yazar - BAHATTİN YÜCEL
Doğrusunu isterseniz bakanlığın son dönemdeki açıklamalarına ilişkin eleştirilerin yeterli olduğunu düşünüyor, daha fazla yazmak istemiyordum.
 
Erken rezervasyon kampanyası reklamlarına, toplanan kaynakların güvencelerine, tüketiciyi kandıran yüzde bilmem kaç indirim masallarına, rekabet yasası uyarınca mutlaka izlenmesi gereken aşırı yüksek pazar payına, gizli bir anlaşmayla Yunanistan’a terk edildiği anlaşılan Ege Adalarında, aceleyle yapılan otelleri hemen programına alan operatörün en büyük hisselerinin görevdeki Sayın Bakana ait olmasına..
 
Karşı çıkmanın turizmci olmanın ötesinde ciddi bir yurttaşlık görevi olduğunu düşünüyordum.
 
Ama elim yazmaya varmıyordu.
 
Belgelendirme yetkisinden bilerek ve isteyerek vazgeçeçilmesine, adını açıkça koyalım; bir kaç işletmeci için “Gastronomi Turizmi “yutturmacasıyla, içki satışında tekel hakkı verilmesini dile getirdiğimi ve yeterince eleştirdiğimi sanıyordum.
 
Hükumetin en büyük destekçisi Hürriyet’te yazmaya başladığından bu yana AKP’yi destekleyen Abdülkadir Selvi’nin kaleminden, bir sabah kahvaltısında Sayın Bakanımızla yaptıkları söyleşiyi okuyunca dayanamadım. Sayın Bakanın İmar affından ya da başka bir deyişle; turizm bölgelerinde kaçak yapılaşmaya getirilen aftan, yararlanılmasına ilişkin soruya verdiği yanıtı okuyunca, aşağıda okuyacaklarınızı yazmaya karar verdim.
 
Bu meslekte yarım yüzyıla yaklaşan geçmişimle yüzleştim ve Sayın Bakanın  soruya verdiği; “ neden yararlanmayayım, çok avantajlı, bazı tesislerimizdeki lojman binaları için başvurduk” yanıtını okuyunca, en azından geçmişte arkadaşlarımızla birlikte verdiğimiz emeğe saygım nedeniyle yazmaya karar verdim.
 
Aynı koltukta daha önce oturan Bakanların yaptıkları ile bu yanıtı karşılaştırınca, yazmak kaçınılmazdı.
 
Herhalde dünyanın başka hiç bir ülkesinde Turizm Bakanlığı görevine getirilen birisi , kendisine ait tesislerinin bulunduğu arazilerde kaçak yapılaşmayı aklından bile geçirmez, geçiremezdi.
 
Kuşkusuz seçilmiş olsaydı..
 
Üstelik aynı kişi erken rezervasyon uygulamasından en fazla pay alan şirketin sahibi de olamazdı. Bir an için kabul etsek bile, gerçek olmadığı ortadayken; ucuz tatil yapmak isteyenler şimdiden erken rezervasyon yapsınlar diyerek, Resmi Bakanlık koltuğundan açıklama yapamazdı.
 
Neden derseniz?…
 
Bakanlık en üst düzeyde kamu görevidir.
 
Eşit davranmayı, adil olmayı  sağlaması ve haksız rekabeti önlemesi gereken makamdır. Bakanlar yurttaşları doğru bilgilendirmekle yükümlüdürler.
 
Oysa erken rezervasyon kampanyalarında önceden yapılacak ödemeleri çekici hale getirmek için yüzde 45-50 oranlarında indirim vurgulaması gerçeği yansıtmamaktadır.
 
Kâr marjının en iyimser varsayımla yüzde on olduğu bir sektörde, faizlerin henüz yüzde 25 oranına yükseldiği göz önüne alınırsa, 2 ya da 3 ay önce ödeyen bir tatilciye; yüzde 45-50 aralığında indirim yapılacağının ilanı, tüketiciyi aldatmak değil midir?
 
Aksini iddia edecek birisi çıkarsa, önce Sayın Bakanın şirketi ETS’nin bilanço ve kâr –zarar hesaplarını incelemeli ve gerçekleşen kâr oranını açıklamalıdır.
 
Hazır ETS’den söz etmişken, TÜRSAB ile dar bir çevrede yürüttükleri 1618 sayılı yasada değişiklik çalışmaları sırasında, erken rezervasyon amacıyla toplanan paraların, nasıl güvence altına alınacağını açıklamalarını da beklediğimizi ifade edelim.
 
 
 

 

( t  u  r  i  z  m  g  a  z  e  t  e  s  i  .  c  o  m )