Yazar - BAHATTİN YÜCEL
Sektöre kaynak sağlamak için kurulacağı açıklanan, “Turizmi Geliştirme ve Destekleme” amaçlı fon üzerindeki tartışmalar sürüyor.
 
Her ne kadar Sayın Bakanın çabuk sonuç almak için –belki de mesleki alışkanlığından kaynaklanan- aceleci tavırlarına uygun düşmese de, ileride doğabilecek bir takım sakıncalar konusunda uyarılarda bulunmanın, doğru bir yaklaşım olacağı çok açık.
 
Sektördeki meslek kuruluşlarımızın değerli yöneticilerinin yeterli  uyarılarda bulunduklarına ilişkin ortada bir işaret olmayışı da hayli ilginç. Bu fon konusunda sektörle ilgilenen herkesin, düşüncelerini dile getirmeleri bir tür engel değil, destek olarak algılanmalıdır.
 
Düşündüklerimizi kısaca sıralarsak :
 
Öncelikle Fonun kuruluş amacı ilk taslakta belirtildiği gibi; Yasada Bakanlığa yüklenen görevlerle aynı olmamalıdır. Bu yaklaşımın idare hukuku açısından ciddi  sakıncalar yaratacağını görmezden gelemeyiz..
 
Sıkça dile getirilen; ülkenin markalaşması ve tanıtımı, sonuçta farklı Bakanlıkların görev ve yetki alanlarına giren bir konudur. 
 
Çok disiplinli çalışmayı gerektiren bu alanda, siyasetten toplumsal yaşam biçimine kadar farklı etkinlikleri barındıracak bir  ortak paydanın belirlenmesi büyük önem taşır.  Ve en önemlisi toplumun en geniş kesimlerinin desteklerini alması ve içselleştirilmesi şartır.
 
Tanıtım ve markalaşmaya ilişkin yeni kaynaklar sağlanması, ne sektörün ne de tek başına Bakanlığımızın çözebilecekleri bir sorun olarak görülmemelidir.
 
Sonuçta; sektörde çalışan ticari işletmelerin doğrudan ödedikleri gelir ya da kurumlar vergileri ile aracılık ettikleri KDV ve ÖTV’nin, başta tanıtım olmak üzere Bakanlığın fonksiyonlarının Genel Bütçeden karşılanması amacıyla tahsil edildikleri akıldan çıkarılmamalıdır. 
 
Bu kaynağın yetersizliğini görerek önlem almak ise siyaset kurumunun ve kuşkusuz Sayın Bakanların sorumluluk alanlarına girer.
 
Bir an için bu fonun “el sallamak ile uçağa binme” metaforuyla anlatıldığı biçimde hayata geçirildiğini var sayalım.
 
Toplanan kaynakların şu anda görevde bulunan bir meslek profesyoneli ve iş adamı kimliğiyle Sayın Bakan tarafından son derece isabetli yönetileceğine kuşku yoktur. Ama yarın bir başka Sayın Bakanın kendi tasarrufunda bulunan bu kaynakları aynı ölçülerde isabetli kullanacağının güvencesi var mıdır?
 
Örneğin sektörle ilgisi olmayan bir cemaat vakfının, sözde tanıtım amaçlı projelerine kullandırılamayacağı, nasıl güvence altına alınacaktır?
 
Kaldı ki, görüşmelerde yetkililerce ifade edilen; bir takım ortaklıklar ya da bölgesel yatırımlara finansman sağlanması düşüncesinin ise devlet geleneğimizde yeri olamaz.
 
Üstelik Bakanlığın “Döner Sermaye Yönetimi” ortada dururken, bu tür girişimlerin kamu yetkisiyle gelir üzerinden vergi alacak, ancak dışarıdan oluşan bir fon yönetimi eliyle finanse edilmesi de söz konusu olamaz.
 
 
 
 
 
 
 

 

( t  u  r  i  z  m  g  a  z  e  t  e  s  i  .  c  o  m )