Türsab’ın üyelerinin önümüzdeki genel kurulda Birliğin adını taşıyan bu şirketlerin, ortaklık yapılarını ve kendilerine doğrudan katkılarını değerlendirerek karar vereceklerine, hiç kuşku yok.

Özellikle kısa bir süre öne sonuçlanan; müze ve ören yerleri girişleri ihalesine, Türsab’ın iştiraki olan şirket/lerin neden katıl(a)madıklarına ilişkin- sektör kamuyounu tatmin edecek- bir açıklamaya bugün her zamankinden fazla ihtiyaç duyulduğu ortada.

Ancak.

İştirakler üzerinden yürütülecek tartışmaların; sektörün temel sorunlarının gündeme gelmesini engelleyecek iç hesaplaşmalara fırsat vermeyecek bir düzlemde yürütülmesinin, mevcut yönetimin ve muhalefetin ortak sorumlulukları olduğu da unutulmamalı.

Aslında söylentileri sona erdirecek en doğru yaklaşımın; bir bağımsız denetim kuruluşunun hesaplar ve Türsab ile bu şirketler arasındaki ilişkileri inceleyen bir rapor hazırlaması olacağı ortada.

Sanırım böyle bir girişimi yönetim ve muhalefetbirlikte destekleyerek, akılcı yolda birleşeceklerdir.

Turizmin sorunları ağırlaşırken, Türsab Yönetiminin kuşkuları gidererek, sektörde ağırlığını yeniden hissettirmesi için böyle bir tutum alması şarttır.

Özellikle son otuz yıl içinde AB ülkelerindeki tüketicileri hedefleyerek, geliştirilen yatırım ve tanıtım stratejilerinden, dış politikadaki yanlış tutumu nedeniyle hızla başka pazarlara yönelerek çıkış arayan AKP İktidarının, doğru ve hızlı bilgilendirmesinin ne denli önem taşıdığını söylemeye gerek bile yok.

İktidarın yanlışıklarını görmezden gelerek, Çin’den 2,5 milyon turist, Hindistan’dan 600 tur operatörü gibi romantik söylemlerine sessiz kalmak, AB ülkelerinin vize yavaşlatmalarını ve ABD’nin askıya almasını engellemeye yetmiyor.

Doğruyu kamuoyu önünde dile getirmek yerine, vize uygulayan ülkelere “bela” okumak, -kimse kusura bakmasın- cehennem ateşine dayanıklı kefen ticareti yapanların söylemlerini çağrıştırmıyor mu?.

Ve burada yazmak çok acı verici ama..

Türsab’ın geleneklerini inkar etmek oluyor.

(Devam edecek)
 

 ( t u r i z m g a z e t e s i . c o m )